MARKANIN TARİHÇESİ

[8.1.2015 14:58:31]

 

Markanın tarihsel gelişimine bakıldığında, ortaçağın başlarında malın bir aileye veya kişiye ait olduğunu belirten sembollerin oluşu kökeninin eski çağlara kadar uzandığının bir belirtisidir.

Zira Ortaçağ’da üretim ve işgücünün düzenlenmesinde önemli görev üstlenen Lonca yani aynı bölgede yaşayan esnaf ve zanaatkârların örgütlenerek kurduğu meslek organizasyonu dönem içerisinde malın hangi loncaya ait olduğunun belirtilmesi suretiyle usta-çırak ilişkileri ve ürün kalitesine yönelik standartlar düzenleyerek marka kullanma zorunluluğunu getirmiştir. Aynı zamanda Loncaların, ticaretin kayıt altına alınmasını sağlayarak haksız rekabetin oluşmasını engelleme işlevi de bulunmaktaydı.

Markalama anlamında ilk düzenleme, Sınai Mülkiyetin Korunmasına ilişkin 20.03.1883 tarihli Paris Sözleşmesi’dir. Paris Sözleşmesi daha sonra 1900 yılında Brüksel’de 1911’de Washingtong’da 1925’de La Haye’de 1934’de Londra’da 1958’de Lizbon’da ve 1967’de Stockholm’de değişiklikler yapılmıştır. Paris Sözleşmesinin 14.07.1967 tarihli Stockholm metni üyeler arasında birlik oluşturmayı hedeflemiş olup birliğe dahil ülke vatandaşları diğer devletlerde ikametgahı olmada dahi onların kendi vatandaşlarına tanıdığı Sınai Mülkiyet haklarından yararlanmasını sağlamaktadır. Zira birlik devletlerinden birbirine yapılan marka başvurusu, diğer devletler bakımından öncelik konusunda 6 ay içerisinde rüçhan hakkı talep etme hakkı oluşturmuştur. Akabinde son olarak da 02.10.1979’da bir değişiklik de Stockholm metni üzerinden yapılmıştır. 1883 tarihli Paris Sözleşmesi’nde sırası ile patentler, markalar, faydalı modeller, tasarımlar, ticaret unvanları, coğrafi işaretler ve haksız rekabet ele alınmıştır. Paris Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinin 4 ncü mükerrer hükmüne göre ‘’ menşe devlette usulüne uygun şeklide tescili yapılmış olan marka diğer devletlerde de aynen kabul edilecek ve korunacaktır ‘’ şeklindedir. Yine sözleşmenin 6 ncı maddesinin 1 nci mükerrer hükmü ‘’ tanınmış markalarında ‘’ üye devletlerde korunmasını sağlamaktadır. 

Türkiye, Paris Sözleşmesi’nin 1911 Washingtong’da ki değişiklikten sonra Lozan Antlaşmasına bağlı olarak girmeyi taahhüt etmiş olup 1925 yılında söz konusu taahhüdü yerine getirmiştir.  Aynı zamanda Türkiye 1891 yılında ise Madrid Anlaşmasını imzalayarak markaların ‘’ Wold Intellectual Property Organization’’ WIPO nezdinde tescil edilmesini ve buna bağlı olarak markaların diğer ülkelerde aynı haklara sahip olma yolu açılmış bulunmaktadır.  1995 yılında Nis Sözleşmesine yani markaların tescilini sağlayan mal/hizmetlerin sınıflandırılmasına katılarak mal veya hizmetlerin sınıflandırılması sistemi kabul etmiştir.

            Türkiye’de marka ile ilgili ilk düzenleme 1288 tarihli nizamnamedir. 03 Mart 1965 tarihinde ise 551 Sayılı Markalar Kanunu olarak TBMM ‘de sunulara kabul edilmiştir. Söz konusu Kanun 3 ncü kişilerin tescile itiraz etmelerine olanak sağlamak ile birlikte dava açma haklarına yer vermiştir.

1995 yılında yürürlüğe giren 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girmesi ile de markaların tescili mümkün hale geldiği gibi tanınmış markalar içinde çok yönlü kapsamlı koruma sağlanmıştır. 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin kabul edilmesi ile 4128 sayılı  Cezalara İlişkin Kanunu’na eklenen ceza hükümleri eklenerek bazı değişiklikler yapılmış olup 551 Sayılı Markalar Kanunu’n dan kalan ceza ile ilgili 51 nci, 52 nci, 53 ncü maddeler yürürlükten kaldırılmıştır.

556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5 nci maddesi hükmünce ; ‘’ Marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler,  şekiller, harfler, sayılar (Ek ibare: 4128 - 3.11.1995) "malların biçimi veya (Değişik ibare: 5194 - 22.6.2004 /m.12) "ambalajları"" gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir.

Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşmasına ek olan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması yani TRIPS ‘nin 15 nci maddesinde marka “bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayıran herhangi bir işaret veya işaret kombinasyonu “şeklinde tanımlamış bulunmaktadır. Görüldüğü üzere söz konusu tanım ve mevzuatımız TRIPS ile paralellik arz etmektedir.

Marka, mal veya ambalajı ile birlikte tescil ettirilebilir. Bu durumda mal veya ambalajın tescili marka sahibine mal veya ambalaj için inhisarı bir hak sağlamaz. (Ek cümle: 5194 -  22.6.2004 / m.12) " İnhisarı hak sağlamayan bu tür unsurlar tescil belgesi üzerinde açıkça belirtilir."

556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6 ncı maddesi hükmünce “marka koruması tescil yoluyla elde edilir” denilmektedir. Marka Korunmasına Paris Sözleşmesi yahut DTÖ Kuruluş Anlaşması hükümleri dahilinde başvuru hakkına sahip kişiler yani bu anlaşmalara üye ülke vatandaşları ve ikamet-sınai ticari faaliyet bağı olanlar ile KHK kapsamına girmemekle beraber T.C uyruğundaki kişilere kanunen veya fiilen marka koruması tanımış yabancı devletlerin gerçek veya tüzel kişiler yararlanabilmektedir.

Markanın temel fonksiyonları ise;

Ø  Kaynak Gösterme

Ø  Ayırt Edicilik

Ø  Kalite Gösterme

Ø  Reklam & Tanıtım olarak 4 ana gruba ayrılmış bulunmaktadır.

        Özellik ile markada ayırt ediciliğin; 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7 nci maddesinin 1 nci fıkrasının c ve d bendeleri gereğince ‘’ bir işaretin ayırt edici niteliğe sahip olması için kullanılacağı ürün veya hizmetin cinsine ve niteliğine yakın olmaması ‘’gerekmektedir. Marka ürünün adı ile özdeş ise işaretin ayırt edici gücü ortadan kalktığı gibi marka güçsüz hale dönüşmektedir. Zira markada ayırt edici unsurun belirlenmesinde 4 (dört ) kriterden yararlanılabilir. Şöyle ki;

Ø  Kavram adına yakın olmama

Ø  İcat edilmiş olma

Ø  Uzun süreden beri kullanma

Ø  Karıştırılma olasılığının bulunmamasıdır.

Marka kavrama yakın olmamalıdır. Zira kavrama yakınlık markanın ayırt ediciliğini zorlaştırır. Örneğin; Mermer ürünleri markası için mermer kelimesini veya mermerin görünümünü kullanmak markada ayırt ediciliği sağlamayacaktır. 

Markada icat edilmiş olması ayırt ediciliği sağlamamaktadır. Zira markada kullanılan harfler veya işaretlerin hiçbir anlamı yok ise markanın yabancılaşmasına neden olacağından dolayı markaya ayırt edicilik sağlamayacaktır.

Markanın en önemli işlevleri ise;

Ø  Malın Menşeini Gösterme İşlevi

Ø  Ayırt Etme İşlevi

Ø  Malın kalitesini garanti etme işlevi

Ø  Reklam işlevi

Ø  Alıcıyı çekme-itibar işlevi olarak sıralanmakta olup söz konusu sıralama markanın ticari yaşamdaki gelişmelerine kuvvetli etki oluşturmaktadır. 

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye göre tescil edilecek markaların çeşitleri aşağıda gösterilmiştir. 

Ø  Ticaret markası,

Ø  Hizmet Markası,

Ø  Ferdi (Kişisel ) Marka

Ø  Ortak Marka

Ø  Garanti Markası olmak üzere 5 (beş ) tür olarak belirlenmiştir. Bunlardan ticaret ve hizmet markaları amaca göre olup Ferdi (kişisel) , Ortak ve Garanti markaları sahibine göre çeşitlilik arz etmektedir.

Markanın, tescil tarihinden itibaren 5 (beş) yıl içinde, haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde, marka iptal edilir. 

Marka kullanımı;

Ø  Tescilli markanın ayırt edici karakterini değiştirmeden markanın farklı unsurlarla kullanılması.

Ø  Markanın yalnız ihracat amacıyla mal ya da ambalajlarında kullanılması.

Ø  Markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması.

Ø  Markayı taşıyan malın ithalatı.

İşletmelerin yurtiçi ve yurt dışındaki serbest dolaşımı ve satışı için süresiz pasaport görevi ile hata yapmayan koruma görevini yapmaktadır. Gümrüklerde ve pazarda mallara el konamaz, taklit edenlere tescil hakkı sebebiyle engel olunabilmektedir. Marka Sınai Mülkiyet hakkı olarak, mirasa, satış ve devir, rehin, haciz, teminat vb. işlemlere konu olabilen sınai bir haktır. 

Bir markanın tescilsiz olması halinde yurt içi ve yurt dışındaki malların hiçbir garantisi yoktur. Her an benzer bir tescilli marka sahibi tarafından toplattırılabilir, gümrüklerde el konulabilir, maddi veya manevi tazminat ve ceza davaları ile marka sahibi cezalandırılabilir. Bu özellikleri ile marka, pazara sürülen malın sahibidir, kılavuzudur, taşıyıcısıdır, koruyucusu ve güven kaynağıdır. Malın bulunabilmesi için değişmez adresidir.

Sonuç olarak bir işletmenin malları veya hizmeti markasız olamaz ve marka da tescilsiz olmamalıdır.

Markanın başvuru sahiplerine tanınmış olduğu haklar ( 556 khk. md.62)

Ø  Marka hakkına tecavüz fiillerinin durdurulması,

Ø  Tecavüzün giderilmesi ve maddi ve manevi zararın tazmini,

Ø  Marka hakkına tecavüz dolayısı ile üretilmesi veya kullanılması cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları üretmeye yarayan araç, cihaz, makine gibi vasıtalara el koyulması talebi,

Ø  El konulan ürünler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması,

Ø  Marka hakkına tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle el koyulan ürünlerin ve araçların üzerindeki markaların silinmesi veya marka hakkına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası talebi,

Ø  Marka hakkına tecavüz eden kişi aleyhine verilen mahkeme kararının, masrafları tecavüz eden tarafından karşılanarak, ilgililere tebliğ edilmesi ve kamuya yayın yoluyla duyurulması.

Unutmayınız ki 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin İlgili Hükümlerince Markalar Miras Ve Veraset Yolu İle İntikali Mümkündür.

           Huriye ÖZENER KAYABAŞI                     

                          Uluslararası Marka ve Patent DANIŞMANI & Marka KOÇU

                             

 


Diğer Makaleler